mutfak kültürü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mutfak kültürü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1 Nisan 2012 Pazar
10 adımda evde yoğurt
Hayatımda hiç evde yoğurt mayalamamıştım. Ta ki bizim ufaklık ek gıdaya başlayana kadar. Mayalamak zorundaydım ve çok korkuyordum. Annem biz küçükken her gün evde yoğurt mayalardı ve defalarca onu izlemiştim. Annemle uzun telefon konuşmaları, 5-6 başarısız deneme ve hayal kırıklığından sonra sonunda işi çözdüm.
Adım adım garantili yoğurt tarifim için hazır mısınız?
11 Ocak 2011 Salı
mutfaktaki ekip arkadaşlarım
Mutfakta olmaya bayılıyorum. Mutfağın fiziksel koşulları, dolapların mutfak reklamlarındaki gibi çılgın renklerde ve salon büyüklüğünde olması, ultra lüks mutfak ekipmanları pek umurumda değil. Meslek icabı da bir hayli mutfak tasarladığımdan aslolanın parlak kırmızı kapakları olan bir mutfak değil de o mutfağı kullananın ruhu olduğunu düşünüyorum.
10 yaşındayken annemin gözetiminde ilk kekimi çırpıyorken seramik kaplı eski taş tezgah bana o kadar büyülü gelmişti ki. Benim için tezgahı taze sebzelerle dolu, ocağında çorba kaynayan mutfak yaşayan mutfaktır. Alet edevat teferruattır.
Sizleri mutfağımda kullandığım basit ama olmazsa olmaz ekip arkadaşlarımla tanıştırmak istiyorum. Hepsini nereden temin edebileceğinizi ve fiyatlarını da belirterek. Benim gibi mutfağa az vakit ayırabilenlerdenseniz elinizin altında bunlar oldukça her tür tarifin üstesinden hızlıca gelebilirsiniz.
4 Kasım 2010 Perşembe
bir fincan ıhlamur her derde deva
Dün akşam hafif bir soğuk algınlığı hissi başlayınca hemen bir ıhlamur demledim. İçerken de bunu yazmalıyım diye düşündüm.
23 Ekim 2010 Cumartesi
derin dondurucu ile akşam yemekleri en hızlı nasıl hazırlanır?
Bir önceki yazımda derin dondurucuda meyve ve hamur işlerini nasıl saklayabileceğimizi anlatmıştım. Bu yazıda da et, balık, tavuk ve sebzeleri pratik bir şekilde kullanmak üzere nasıl saklayabileceğimizi anlatacağım. Malum hepimizin vakti kısıtlı. Yemeklerin bazı malzemelerinin önceden hazır olması işi çok kolaylaştırıyor.
Konumuz işten eve geldiğimizde en çok yarım saatte yemeğimizi hazırlayabilmek için gereken pratiklikler. Derin dondurucu da bu konuda en büyük yardımcımız.
22 Ekim 2010 Cuma
derin dondurucuda neler saklanır?
Derin donduruculu bir buzdolabınız var. Ama tam olarak neleri saklayabileceğinizi bilmiyorsunuz. Ben de evlenene kadar bilmiyordum. Ama sağolsun tüm annelerimiz sonuna kadar hakkını vererek kullanıyorlar, kapak neredeyse zor kapanıyor. Yazdan hazırlanan taze fasulye, bezelye, çilek, vişne, tıka basa doldururdu bizim derin dondurucuyu.
Ben biraz daha pratik ve acil durum çözümlerinden bahsetmek istiyorum. Tamamı denenmiş ve başarılı olmuştur.Bu yazıda hamur işleri ve tatlılar var, bir sonraki yazıda da sebzelerden bahsedeceğim.
19 Ağustos 2010 Perşembe
bir menemen anatomisi
![]() |
| Fotoğraf: Lütfü ÇOLAK |
"Bu yazı iflah olmaz bir menemen aşığı olan eşime ithaf edilmiştir."
menemen a. Yumurta, soğan, yeşilbiber ve domatesle yapılan bir yemek.
Türk Dil Kurumu sözlüğü'ne göre menemenin tanımı böyle. Demek ki "melemen" demek doğru değil. Çok basit malzemelerin bir araya gelmesiyle yapılan menemen çok sevilen bir yemek.
16 Ağustos 2010 Pazartesi
Sofra Serinlikleri: Kompostolar
![]() |
| Tatlı Kitap, Tuğrul ŞAVKAY |
Mutfak tarihimizin çok önemli bir parçasıdır kompostolar. Aynı tür içinde tüm şerbetleri, hoşafları ve şurupları sayabiliriz.
12 Ağustos 2010 Perşembe
sahurda ne yiyoruz?
Sahura kalkanın iki dileği var. Birincisi en tok tutacak yemekleri yemek, ikincisi de bunları çok kısa sürede yiyip uykuya kalınan yerden devam etmek. Tabi yemek seçimine bağlı olarak dolan mide ile ne kadar uyunabilirse.
Benim çocukluğumda bizim evde sahurda da neredeyse iftardaki sofranın aynısı kurulurdu. Etli dolmalar, pilavlar, çorbalar yenir içilirdi. Bugünkü yeme-içme alışkanlıklarımıza bakınca nasıl yiyebildiğimize hayret ediyorum.
Son yıllarda ise babam hala klasik yemekleri yemeye devam ederken ben nasıl daha sağlıklı beslenebilirim diye araştırıp durdum. Her yıl gazetelerde yayınlanır örnek iftar ve sahur menüleri, ben kendi menümü oluşturdum. 3-4 yıldır uyguluyorum. Beni gerçekten tok tutuyor ve gün boyu çalışacak enerjiyi veriyor.
Sahur için naçizane beslenme önerilerim şöyle:
SAHUR MENÜSÜ
- 1 haşlanmış yumurta (Yumurta sahurun olmazsa olmazsa, içerdiği protein neredeyse günlük ihtiyacımıza yakın ve tokluğa müthiş katkısı var)
- 100-150 gr ızgara tavuk göğsü (Göğüs eti hem lifli hem de hafif bir et)
- 1 bardak süt (ballı olursa daha iyi)
- 1 tost (kepekli, tam buğday ya da 7 tahıllı ekmekle ama mutlaka esmer bir ekmekle)
- 3-4 adet ceviz içi
- 2 adet kuru incir
- 1 muz
Gelelim değişikliklere. Miktarları bünyenize göre arttırıp azaltabilirsiniz. Her gece aynı şeyi yemek istemezseniz kepekli tost yerine 1 kase meyveli müsli ile sütünüzü karıştırabilirsiniz.Sade olan müslinin içine kendiniz de kuru üzüm, yaban mersini, kuru kayısı ekleyebilirsiniz.
Ya da oldukça doyurucu olan ve yakında tarifini vereceğim bulgur pilavını yoğurtla tost yerine yiyebilirsiniz.
Vaktiniz kalırsa bu çeşitleri beyaz peynir, domates ve salatalıkla birleştirirseniz müthiş doyurucu bir menü olur. Bir haftadır gazetelerdeki tüm uzmanlar aynı şeyi söylüyorlar: Sahur sofranızdan domates ve salatalığı eksik etmeyin.
Bu şekilde dengeli olarak oluşturulmuş menü ile Ramazan sonunda besin eksikliğinden kaynaklanan hiçbir rahatsızlığınız olmuyor. Sahurdan sonra rahat uyuyorsunuz.
Hayırlı Ramazanlar,
Neşeli sahurlar ve
Keyifli iftarlar dilerim.
5 Ağustos 2010 Perşembe
bir kase sıcak çorba
Şehzadenin sünnet ziyafetinde çorba içenler. Levni, Surname-i Vehbi
Çorbaları yazmak için uzun zamandır bekliyordum. Ramazan yaklaşırken şimdi tam zamanı diye düşündüm. Yazımız çorba hakkında. Çorbanın kültürümüzdeki yeri hakkında. Bilgilerin çoğunu Tuğrul Şavkay'ın "Osmanlı Mutfağı" kitabından derledim. Diğer bilgiler de önceden okuduklarım ve öğrendiklerim.
Diğer mutfaklarda da "çorba" bir yemek türü olarak yer almasına rağmen Türk Mutfağı'ndaki çorba onlardan ayrılır. Bizim sulu tencere yemeklerimiz yabancılar tarafından çorba olarak yorumlanırlar. Aslında Türk Mutfağı'ndaki çorbalar onlarınkilere göre daha sulu, daha az taneli ve ya etlidir. Bu durum dile de yansır, bizde çorba "içilir, onlarda ise "yenir".
En eski çorbamız Orta Asya'dan beri mutfağımızda olan mercimek çorbası. Bugün dikkatimizi belki çekmeyen bir şey ama erişte ile tanışmamız da Çinliler sayesinde olmuş. Bizim erişte katarak yaptığımız çorbaların benzerleri (tabi ki farklı baharatlarla) Çin restoranlarında bol miktarda bulunmakta. Sadece bize özgü olan tarhana da hem en eski çorbalarımızdan biri hem de bana sorarsanız tüm hazır çorbaların atası.
Şaşırtıcı bir ara bilgi de "terbiye" hakkında. Yumurta sarısı ve limon suyu karışımı ile yapılan terbiye mutfağımıza Bizans'tan geçmiş.
Tavukla yaptığımız çorbalar ise hemen hemen tüm mutfaklarda yaygın. Ancak yoğurt kullanımı konusunda tüm dünya mutfaklarından ayrılıyoruz. Batı mutfaklarında sadece meyveli ve şekerli olarak tüketilen yoğurt, bizim mutfağımızda ana yemeğin yanında, içinde, hatta bir çok tarifte yer alır.
Bugün evlerimizde pişen akla gelen ilk çorbalar, şehriye, mercimek, yayla, domates, tarhana. Bence bunlar ana çorbalar. Bir de doğu mutfaklarında daha yaygın olan içine minik bulgur köfteleri ya da kıyma köftelerinin eklendiği yuvalama, doyurucu çorbalar var ki ana yemek niyeti ile de içilebilirler.
Sağlıklı beslenme için yemeğe çorbayla başlamak çok önemli bir adım. Açlık sonrası hızla yenen kalorili yemekler kan şekerini yükselterek bağ ağrısı yaparlar. Oysa ki sıcak bir çorba
hem düşük kalorilidir, hem doyurucudur hem de boş olan mideyi sararak onu ana yemeklere hazırlar. Bu nedenle Ramazan'da iftara çorba ile başlamanın büyük önemi var.
Yazın soğuk olarak içtiğimiz yoğurt, buğday ve nohuttan yapılan "ayran aşı" çorbası bizi serinletir. Kışın soğuk algınlığında içilen bol limonlu tavuk suyuna şehriye çorbasına kimse hayır demez.
Sofranızdan çorba eksik olmasın. En kolay çorba tarifleri ile önümüzdeki günlerde burada buluşmak üzere.
16 Temmuz 2010 Cuma
tarçın hakkında...
Blogumuzun adı "tarçın tadında" olduğuna göre sadece tarçın hakkında bir yazı yazmasam olmazdı.
Tarçın, insanlık tarihinde bilinen neredeyse en eski baharat. Anavatanı Sri Lanka olan tarçının geçmişi M.Ö. 2800 tarihli Çin yazmalarına kadar gidiyor. Antik Mısır'da tarçının mumyalama işlemleri sırasında kullanıldığı biliniyor. M.S. 1. yy. daki yazılara göre 350 gram tarçının değeri 5.000 gr. gümüşle eş tutulmuş. Tarçın, Ortaçağ'da da doktorlar tarafından boğaz ağrısı ve öksürük tedavisinde kullanılmıştır.
Tarçın, insanlık tarihinde bilinen neredeyse en eski baharat. Anavatanı Sri Lanka olan tarçının geçmişi M.Ö. 2800 tarihli Çin yazmalarına kadar gidiyor. Antik Mısır'da tarçının mumyalama işlemleri sırasında kullanıldığı biliniyor. M.S. 1. yy. daki yazılara göre 350 gram tarçının değeri 5.000 gr. gümüşle eş tutulmuş. Tarçın, Ortaçağ'da da doktorlar tarafından boğaz ağrısı ve öksürük tedavisinde kullanılmıştır.
Güney Asya, Orta Amerika ve Brezilya'da yetişen ağacının kabuklarının soyulup kurutulması ile elde edilen tarçın hem çubuk hem de toz formunda kullanılır. Toz olarak çeşitli hamur işlerinde, sütlü tatlılarda, bisküvilerde kullanılır. Tabiki boza ve salebi tarçınsız düşünemeyiz. Çubuk olarak ise bitki çaylarında kullanılır. Hatta sadece tarçın çubuğunu sıcak suda bırakarak üzerine bal ve limon ekleyerek çok hoş kokulu ve şifalı bir çay yapabilirsiniz.
Tarçının şifalı etkilerini ise daha sonra ayrı bir yazıda anlatalım.
Ayrıca tarçın, içerdiği fenoller sayesinde et ve süt ürünlerini bozan bakterilerin oluşmasını engellediği için de oldukça değerli bir baharattır.
Osmanlı Mutfağı'nda tarçın çok yoğun kullanılan bir baharat. Hatta 15. ve 16. Yüzyılda hemen hemen tüm et yemeklerinde Kişniş,Kimyon ve Tarçın kullanılırmış. Pilavlar ise genellikle safran ile pişirildiği gibi, tarçınlı veya yenibaharlı da yapılırmış. İki yüzyıl öncesine kadar tarçın, bugünkü karabiber kadar yaygın kullanılan bir baharatmış. Tarçın kullanılan bazı yemekler ise Acem pilavı, Kubuni pilavı (koyun eti, fıstık ve çeşitli baharatlarla yapılan bir pilav), tarçınlı uskumru balığı yahnisi ve mesir macunu.
Benim kişisel tarihimde de tarçın çok önemli bir yere sahip. Küçükken annemin pişirdiği sütlaçları üzerine tarçın ekmeden asla yiyemezdim. Yine ben küçükken Brooklyn marka tarçınlı bir sakız vardı, gözlerimizden yaş da gelse çiğnemeden duramazdık. Yıllar sonra Uğur Eskioğlu sayesinde Starbucks'ın tarçınlı minik şekerleri ile tanıştım. Yine gözümüzden yaş gelerek yedik. Şimdi kendi mutfağımda tarçın en baş köşede duruyor. Hem toz olarak hem de çubuk olarak bolca tüketiyorum. Tarçını o kadar çok seviyorum ki blog için isim düşünürken ilk aklıma gelen tat oydu ve hemen kararımı verdim. Kimileri için çok keskin olan tarçın aroması kimilerine de vazgeçilmez bir haz veriyor. Uğur'un tarçınla ilgili yıllardır unutmadığım bir yorumuyla bu yazıyı bitirelim : "Tarçın için ruhumu satabilirim :) "
Tarçının şifalı etkilerini ise daha sonra ayrı bir yazıda anlatalım.
Ayrıca tarçın, içerdiği fenoller sayesinde et ve süt ürünlerini bozan bakterilerin oluşmasını engellediği için de oldukça değerli bir baharattır.
Osmanlı Mutfağı'nda tarçın çok yoğun kullanılan bir baharat. Hatta 15. ve 16. Yüzyılda hemen hemen tüm et yemeklerinde Kişniş,Kimyon ve Tarçın kullanılırmış. Pilavlar ise genellikle safran ile pişirildiği gibi, tarçınlı veya yenibaharlı da yapılırmış. İki yüzyıl öncesine kadar tarçın, bugünkü karabiber kadar yaygın kullanılan bir baharatmış. Tarçın kullanılan bazı yemekler ise Acem pilavı, Kubuni pilavı (koyun eti, fıstık ve çeşitli baharatlarla yapılan bir pilav), tarçınlı uskumru balığı yahnisi ve mesir macunu.
Benim kişisel tarihimde de tarçın çok önemli bir yere sahip. Küçükken annemin pişirdiği sütlaçları üzerine tarçın ekmeden asla yiyemezdim. Yine ben küçükken Brooklyn marka tarçınlı bir sakız vardı, gözlerimizden yaş da gelse çiğnemeden duramazdık. Yıllar sonra Uğur Eskioğlu sayesinde Starbucks'ın tarçınlı minik şekerleri ile tanıştım. Yine gözümüzden yaş gelerek yedik. Şimdi kendi mutfağımda tarçın en baş köşede duruyor. Hem toz olarak hem de çubuk olarak bolca tüketiyorum. Tarçını o kadar çok seviyorum ki blog için isim düşünürken ilk aklıma gelen tat oydu ve hemen kararımı verdim. Kimileri için çok keskin olan tarçın aroması kimilerine de vazgeçilmez bir haz veriyor. Uğur'un tarçınla ilgili yıllardır unutmadığım bir yorumuyla bu yazıyı bitirelim : "Tarçın için ruhumu satabilirim :) "
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








